F92018–2026taslak

Güncel Dönem

Yeni hükümet sisteminin ilk yıllarında rejim tartışması, seçim ittifaklarının yasal zemine kavuşması ve parti sayısındaki artış, seçim ertesi medya söylemi ve dış politikada "karşılıklı bağımlılık"tan "stratejik özerklik"e kayış — literatürün sunduğu çerçeveler.

2018'de fiilen işlemeye başlayan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin ilk yılları, Türkiye siyaset kurumu literatüründe dört ayrı hatta tartışılmıştır: rejimin nasıl adlandırılacağı, seçim sisteminin ittifaklar ve parti sayısı üzerindeki etkisi, seçim ertesi medya söylemi ve dış politikadaki yön değişimi. Bu sayfadaki kaynakların tamamı 2019–2024 arasında yazılmıştır. Savut'un vurguladığı gibi, 2017'de hükümet sisteminin değişmesi ve 2018'de seçim ittifaklarının yasal zemine kavuşması, dönemin kurumsal tartışmasının iki kırılma noktasıdır.119

Rejim tartışması

Esen ve Gümüşçü (2020), Türkiye'nin artık demokrasi olmadığını ve çöküşün darbeyle değil, seçilmiş iktidarın yürütmeyi şişirmesiyle ("executive aggrandizement") yavaş yavaş gerçekleştiğini savunur. Yazarların açıklaması ideolojik ya da kurumsal değil siyasal iktisadîdir: iktidar partisinin iş dünyası ve kentsel yoksullarla kurduğu sınıflar-arası koalisyon, "üçgen bağımlılık" olarak adlandırılır. Nedensel mekanizma partizan yeniden dağıtımdır; bu dağıtım, Dahl'ın (1971) çerçevesiyle, hem iktidar seçkinlerinin hem de müşterilerinin iktidarı kaybetme maliyetini yükseltir, buna karşılık baskı maliyetini düşürür. Yazarların kuramsal katkısı, Acemoğlu ve Robinson (2005) ile Boix'in (2003) demokrasiyi kaybedenlerin yıktığı yönündeki modelini tersine çevirmeleridir: bu çalışmaya göre demokrasiyi kazananlar yıkar.

AKP'nin, kamu kaynaklarının dağıtımı yoluyla iş çevreleri ve kentsel yoksullarla kurduğu koalisyon bağlarının, parti liderliği ve ona bağımlı müşterileri açısından hoşgörü maliyetini değiştirirken, iktidardakiler için baskı maliyetini düşürdüğünü savunuyoruz.

— Esen ve Gümüşçü, 2020

Aynı yazarların 31 Mart 2019 yerel seçimlerine ilişkin çalışması (Esen ve Gümüşçü, 2019) farklı bir sonuca varır: iktidar partisi 2002'den beri aldığı en ağır seçim yenilgisini almış, büyükşehirlerde 1994'te başlayan 25 yıllık yerel yönetim hattı sona ermiştir. Yazarlara göre bu sonuç rejimin "rekabetçi otoriter" niteliğini teyit eder; Türkiye henüz tam otoriterliğe geçmemiştir. Oyun alanı eşitsizdir — iktidar bloğu medyayı ve kamusal alanı domine etmiş, kamu ve özel kaynaklara orantısız erişim sağlamıştır — ama muhalefet buna rağmen birçok ilde kazanmıştır. Rekabet ve otoriterlik iller arasında farklılaşmıştır: bahsin düşük olduğu illerde kayıp kabullenilmiş, bahsin yüksek olduğu yerlerde sonucu tersine çevirmek için otoriter araçlara başvurulmuştur. Yazarlar YSK'nın süreçte hukuken tartışmalı bir dizi karar verdiğini ve seçilmiş belediye başkanlarının yerine kayyum atanmasının otoriter unsuru gösterdiğini aktarır.

Üçüncüsü, kazanabilmek için muhalefetin iktidar partisinden daha yüksek bir seçim eşiğini aşması gerekiyordu. Bunu başardığında bile seçim zaferi kesin değildi; çünkü hükümet, seçimden kısa süre sonra Kürt nüfuslu birçok ilde, seçimle iş başına gelmiş belediye başkanlarının yerine kendi üyelerini ya da devlet görevlilerini geçirmek için yetkisini kötüye kullandı.

— Esen ve Gümüşçü, 2019

Her iki çalışma da açıkça normatif bir konumdan yazılmıştır; "artık demokrasi değil" önermesi tartışma değil çıkış noktasıdır ve rejim tanımı, yazarların kendi önceki kavramsallaştırmasına dayanan tartışmalı bir tercihtir. 2020 tarihli çalışma tek nedene ağırlık verir; kimlik, din, dış politika ve 15 Temmuz sonrası güvenlik dinamikleri ikincilleştirilir. İkisi de 2021 sonrası ekonomik krizi ve 2023 seçimlerini kapsamaz.

Seçim sistemi, ittifaklar ve parti sayısı

Savut, bir ülkede uygulanan seçim sisteminin partiler arasında kurulabilecek ittifaklar üzerinde doğrudan belirleyici olduğunu savunur ve bu etkinin Türk siyasi tarihinde hem çoğunluk hem de barajlı orantılı temsil dönemlerinde izlenebildiğini belirtir.119 Yazara göre 2017'de cumhurbaşkanı seçiminde salt çoğunluğun aranması ve 2018'de 7102 sayılı Kanun ile ittifakların yasal zemine kavuşması, ittifaklara sistem içindeki rolleri açısından farklı bir gözle bakmayı zorunlu kılmıştır.119

Bu noktada seçim ittifaklarının genel seçimler açısından bir zorunluluk, yerel seçimler açısından ise bir tercih olduğunu söylemek mümkündür.

— Savut, 2020 119

Savut'un ölçütüne göre zorunluluk, seçim sisteminin bir partinin sistem içinde aktif aktör olmasına izin verip vermemesine bağlıdır; tercih ise partilerin kendilerine biçtikleri role göre değişir.119 Bu çalışma Ocak 2020'de kabul edilmiştir; 2023 genel ve 2024 yerel seçimlerini kapsamaz. Barajın 2022'de yüzde 10'dan yüzde 7'ye indirilmesi de sonradır; makalenin ittifak zorunluluğu argümanı yüzde 10 barajlı düzenin mantığına dayanır.119

Aktan, kamu tercihi perspektifinden aynı kurumsal düzenlemenin parti sayısı üzerindeki etkisini sayılarla ortaya koyar: 1983–2016 arasında 33 yılda kurulan parti sayısı 65 iken, 2017'den makalenin yazıldığı tarihe kadar altı yılda kurulan parti sayısı 56'dır; yaklaşık 120 parti faal durumdadır.99

1983-2016 tarihleri arasında kurulan siyasi parti sayısı 65. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin uygulanmaya başlandığı 2017 yılından günümüze değin kurulan siyasi parti sayısı ise 56.

— Aktan, 2023 99

Aktan'a göre kurucu neden kurumsaldır: cumhurbaşkanı adayının seçilmesi için yüzde 50+1 koşulu, partili siyaseti fiilen ittifak siyasetine dönüştürmüştür; Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı bu düzenin ürünüdür. Yazar küçük partileri dört tipe ayırır ve bunların çoğunun tek amacının bir ittifak üzerinden meclise girmek olduğunu öne sürer.99 Bu metin deneme üslubuyla yazılmış, normatif ve yer yer polemik bir çalışmadır; değer yüklü nitelemeler analizle iç içedir. Kamu tercihi yaklaşımı siyasetçiyi çıkar maksimize eden aktör sayar ve ideolojik saikleri dışarıda bırakır. Parti sayıları Yargıtay kayıtlarına dayanır ama uluslararası bir karşılaştırma ölçütü yoktur; medyaya dair tespitler gözleme dayanır, içerik analizi içermez. Çalışma 2023 seçimleri öncesinde yazılmıştır ve sonucu kapsamaz.99

Seçim ertesi medya söylemi

Güneş ve Bilici, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinin ertesi günü olan 1 Nisan 2024 tarihli dokuz ulusal gazetenin (Akşam, Cumhuriyet, Korkusuz, Milliyet, Posta, Sabah, Sözcü, Takvim, Yeni Şafak) birinci sayfalarını van Dijk'ın eleştirel söylem analizi modeliyle inceler.133 Yazarlara göre haberin hangi başlıkla ve hangi bağlamda sunulduğu, aktarılan anlamın inşasında belirleyicidir. Modelin "karşıtlık stratejisi" iki ilkeye dayanır: iç grubun olumlu yönlerini vurgulamak, dış grubun olumsuz yönlerini öne çıkarmak; bu, kimin yüceltildiğini ve kimin ötekileştirildiğini belirleyen bir kutuplaştırma yöntemi olarak işler.133

Konuyla ilgili haberler, Teun Van Dijk'ın eleştirel söylem analizi modeli kullanılarak çözümlenmiş, gazetelerin taraflı davrandıkları ve okuyuculara bu yönde haber sundukları sonuçlarına ulaşılmıştır.

— Güneş ve Bilici, 2024 133

Bu çalışma tek günlük bir kesittir; kampanya dönemi, televizyon ve dijital mecralar kapsam dışıdır. Yöntem yorumsayıcıdır ve "taraflılık" bulgusu nicel olarak ölçülmemiştir.133 Aktan da bir medya gözlemi aktarır: ittifaklara bağlı kanallar, yüzde 1'in üzerine çıkamayacak partilerin sözcülerini sık sık ekrana çıkararak algı yönetimi yapmaktadır; ancak bu tespit içerik analizine dayanmaz.99

Dış politikada yön değişimi

Kutlay ve Öniş, 2002–2020 aralığını iki on yıl olarak karşılaştırır. İlk on yılda dış politikanın itici gücü "karşılıklı bağımlılık mantığı"ydı: bölgesel entegrasyon, serbest ticaret anlaşmaları, vizesiz seyahat, İsrail–Suriye arasında arabuluculuk, Balkanlar'da çözüm rolü ve 2005'te başlayan AB müzakereleri.44 İkinci on yılda ulusal rol kavrayışı değişmiş, "arabulucu-entegre edici" rolün yerini askerî müdahaleciliğin ve zorlayıcı diplomasinin eşlik ettiği bir "özerklik" arayışı almıştır. Yazarların verdiği ölçülebilir gösterge: 2020 itibarıyla Türkiye'nin Mısır, İsrail ve Suriye'de büyükelçisi yoktur.44

"Stratejik özerklik" mantığının, karşılıklı bağımlılık mantığının yerini alarak Türk dış politikasına nasıl girdiğini gösteriyoruz.

— Kutlay ve Öniş, 2021 44

Kutlay ve Öniş'e göre kayma tek nedenli değildir; küresel (Batı'nın geri çekilmesi, 2008 krizi, Çin'in yükselişi), bölgesel (Arap ayaklanmaları, Suriye iç savaşı, Doğu Akdeniz) ve iç düzeydeki dönüşümlerin birbirine bağlı sonucudur. Yazarların sorusu başlıkta durur: bu gerçek bir stratejik özerklik mi, yoksa yeni bağımlılık biçimleri mi?44 Çalışma 2021 başında yazılmıştır ve 2022 sonrasını kapsamaz. Yazarların konumu açıkça liberal-kurumsalcıdır; "karşılıklı bağımlılık" dönemi örtük olarak olumlu, "özerklik" dönemi kayıp olarak çerçevelenir.44

Kaynaklar

  1. Mustafa Kutlay et al.. Turkish foreign policy in a post-western order: strategic autonomy or new forms of dependence?. International Affairs. 2021 doi:10.1093/ia/iiab094OA
  2. Coşkun Can Aktan. KAMU TERCİHİ PERSPEKTİFİNDEN TÜRKİYE’DE PARTİ ENFLASYONU ve İTTİFAKÇILIK 2023 Seçimleri: Seçim Fırsatçılığı ve Menfaatçilik (Tabela Partileri, Küskünlerin Partileri, Merhum Siyasetçilerin Politik Mirası Üzerinden Menfaat Kollayan Partiler ve Diğerleri). Hukuk ve İktisat Araştırmaları Dergisi. 2023 doi:10.53881/hiad.1310406OA
  3. Emre SAVUT. GEÇMİŞTEN BUGÜNE TÜRKİYE SİYASETİNDE SEÇİM İTTİFAKLARI: TERCİH Mİ? ZORUNLULUK MU?. Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute. 2020 doi:10.30794/pausbed.660099OA
  4. Ahmet GÜNEŞ et al.. Eleştirel Söylem Analizi Bağlamında Haber Metinlerinin İncelenmesi: 31 Mart 2024 Yerel Seçimleri Örneği. Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi. 2024 doi:10.17755/esosder.1498747OA